gürpınarkoyu tokat reşadiye gürpinar videolar resimler reşadiye gürpınar
Üye Girişi
Şifremi Hatırlat Şifremi Hatırlat
| |
Yeni Üyelik Yeni Üyelik
Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz
Anket Anket


Basın Bülteni Basın Bülteni

Kaydol
E-Bülten E-Bülten

EtkinlikEtkinlik Kayıt Formu Kayıt FormuEtkinliklere kaydolmak için tıklayınız
CanlıCanlı Yayın Yayın
UlaşımUlaşım Krokisi Krokisi
SohbetSohbet Bölümü BölümüDolu dolu ve hoşça vakit geçirmek için
DavetDavet Bölümü BölümüTanıdıklarınızı çağırın sitemizi canlandırın
İletişimİletişim Formu Formuinfo@gurpinarkoyu.com

Çeşitli Bilgiler Çeşitli Bilgiler

TARİHTE BUGÜN TARİHTE BUGÜN



PEYGAMBERLER TARİHİ PEYGAMBERLER TARİHİ

İLLER ARASI MESAFE İLLER ARASI MESAFE

Reklamlar Reklamlar

Memurlar Memurlar

ZİYARETÇİ DEFTERİ

Murat Ateş - Misafir

04 Ocak 2012
Aleyküm selam necdet abi, birlik beraberlik temennileriniz için bizlerede gönülden amiin diyoruz. Resimler içinde çok teşekkür ederiz, emeğine sağlık katkılarını bekleriz.Selam ve dua ile...

Recai Boztepe - Misafir

03 Ocak 2012
s.a. sevgili gürpınarlı hemşerilerim RABBİM birlik ve beraberliğimizi bozmasın amin.sevgili murat bazı fotoğraflar gönderdim umarım beğenirsiniz ve yayınlarsanız sevinirim s.aleyküm necdet aydoğan

Murat Ateş - Misafir

09 Kasım 2011
Mubarek Kurban Bayramınızı kutlar, tüm islam alemine hayırlar getirmesini ALLAH cc den niyaz ederim.



Ümit Lütfü Boztepe - Misafir

16 Ekim 2011
OSMANLIYI YIKAN EKONOMİK İŞGAL- 6

Hatta eşit olarak bile kabul edilmemişlerdirn.
Vezirlik devşirmeye verilmiştir.
Valilik devşirmeye verilmiştir.
Ordu komutanlığı devşirmeye verilmiştir.
Saray,köşk, yalı, konak devşirmeye tapulanmıştır.
Haçova meydan muharebesinden sonra da bir takım bahaneler uydurularak Türk'ün elindeki toprak alınıp devşirmeye dağıtılmıştır.
Türk evladı ne para-kredi politikaları ile desteklenmiştir, ne de başka bir teşvikle, Türk sadece savaşta akla gelmiştir. gayrimüslimler cüz'i bir bedel ödeyerek askerlik yapmaktan kurtulmuş, ordu asırlar boyunca askere alınmayan Kürtlere ve Araplara ihtiyaç duyunca da; kimi dağların izbelerine gizlenip, jandarma köyden gidinceye kadar saklandığı delikten çıkmamıştır. kimi çölün derinliklerine doğru tabanları yağlamıştır. Savaşan Türk'tür, Türkmendir.
BERNARD LEWİS'in TESBİTLERİ
"... İmparatorluk ahalisinden her Müslüman yedi yıl askerlik yapmak zorundadır. Hırıstiyan uyrukların askere alınması konusunda sık sık kararlar çıkmasına rağmen hiçbir zaman böyle bir uygulama olmamıştır. Avrupa ve Asya Türkiye'sinin dağlık bölgesinde yaşayan ahali de askerlik görevinden sürekli olarak kaçmaktadır. Askere alınanlar sadece Anadolu ovalarında oturan köylülerdir. ülkenin binbir yerinde insan hak ve hukukunu koruyan kurumlar işler halde değildir. İstediğini askere alıp, istediğini bu hizmetten muaf tutmak devlet görevlisinin elindedir. Tabii ki,askerlikten yakalarını sıyıranlar da bu görevliye bol para yedirenler olmaktadır. O zamanda yoksul Müslüman halk askere alınmakta, nizami sürenin iki, hatta üç katı kadar bir zaman silah altında kalmakta ve muafiyetlerin ordu saflarında meydana getirdiği boşluğu doldurmak için bir durum hasıl olursa yeniden askere çağırılmaktadır.
"Yerinden yurdundan kopartılıp, Avrupa'da, Arabistan'da veya Afrika'da kışlalara yerleştirilen bu yoksul insan, parasız, pulsuz, elbisesiz, postalsız ve aç bırakılmaktadır. Nazırından Vali'sine , Subayına kadar herkes, kasalarını erzak ile doldurur ve hatta silah depolarını talan eder. Hummanın, frenginin yiyip tükettii aç, üstü başı lime lime zavallı asker ya şkiyalığa, ya da başkaldırmaya zorlanır.!"
Evet durum Osmanlı'nın son dönemlerinde budur.
Türkiye bu tespitten sonra, devleti elegeçiren maceraperest, bir çete tarafından Birinci Dünya Savaşı'na sürüklenir. Binlerce Mehmetçik Çanakkale'de kırılır. Binlerce Mehmetçik karlı dağlarda donar. Binlerce Mehmetçik korumakta olduğu Araplar tarafından kızgın çöllerde boğazlanır. Filistin, Sina, Irak, İran, Galiçya cephelerinde binlerce evladımızı kaybederiz. Anadolu'da on binlerce ocak çöker. Onbinlerce kadın dul, onbinlerce çocuk yetim kalır. İşgallerden sonra da Yunan gelir vurur, Ermeni gelir vurur, Rum gelir vurur, Fransız, İngiliz, Rus Vururrrrrrrrrr.
Kaldığımız yerden devam etmek üzere Allah'a emanet olun.

Ümit Lütfü Boztepe - Misafir

21 Eylül 2011


- yalıda sandalcımız Dimitri idi, ayvazın adı İstepan idi; eve gelen bohçacı kadın Mannik Dudu idi.
Biz, bu bir sürü yabancıların alışverişini çok tabii buluyorduk. Paralarımızı onlara düşünmeden verdik. Çünkü İstanbul?un Türkleri ya Mevlevi yet tahsisatı veya arpalık parası olan başı sarıklılardan yahut maaşlı olarak kalemlerdeki memurlardan ve zabitlerden ibaret idi ve ticarete, sanayie esnaflığa hakaretle bakardık. Bu işleri İstanbul?un Beyler kendilerine layık görmezdi. İstanbul Türkleri hemen hep hazır yiyici idi. Anadolu?dan ve Rumeli?den şehre gelen Türkler ise hamal, küfeci ve rençperlikten ileri geçmezlerdi ve bu zavallılara ? Kaba Türk?, ?Leblebici Türk? derlerdi.
Boğaziçi?nden İstanbul?a bizi indiren vapurların kaptanlarının hiç birisi Türk değildi. Şimendifer idarelerinde, bankalarda, Karantina ve fener idarelerinde tek bir Türk görülmüş değildi.
Kitapçılık, gazetecilik ve matbaacılık dahi, her şey gibi Türk olmayanların elinde idi günlük gazetelerin sahipleri Çircil, Pilip Mihran, Nikolaidi adlı idi. Mecmuaları Karabetler ve Gasparlar, Ohannesler çıkarırdı.
Türk tebaası olduğu halde Türklük ile alakası hiç mesabesinde olan bu güruhun yanında daha açıklı bir güruh daha vardı. Bu da İstanbul veya İzmir?de belki yüz seneden beri yerleştikleri ve işler tuttukları halde ceplerinde, belki hiç tanımadıkları bir memleketin, ecnebi pasaportunu taşıyan Levanten?ler idi. Kapitülasyon rejiminden istifade eden Levantenler cennette imiş gibi vergisiz, kontrolsüz Türkiye?de yaşarlardı. Ve bunların her birinin o zamanki hayatı ve imtiyazı bugünkü ecnebi elçileri mertebesinde idi. Onlara ?Frenk? derlerdi. İzmir?de Frenk Mahallesi bile vardır. Beyoğlu onların saltanat sürdükleri muhitti. Haraç veren sade Türklerdi ve biz bu hali tabii bulurduk. Bizi sömürüp yiyen hastalığın hiç farkında değildik. Hazır yiyicilikte devam eder giderdik!
Ahmet ihsan?ın haklı olarak yakındığı Levantenler, devlet içinde devlet gibiydiler. İmtiyazlıydılar, kendi postaları, kendi gazeteleri, kendi hapishaneleri, kendi yargı organları vardı. Vergi vermezlerdi. Askere gitmezlerdi. Bütün bu ayrıcalıklara rağmen, hayatlarında bir tek kez dahi görmedikleri, havasını teneffüs etmedikleri İngiliz ve Fansız ordularında Türkiye?ye karşı savaştılar. İzmir?in ünlü Levanten ailelerinden Edmund Whittall de Birinci Dünya Savaşı patlak verince Bornova?daki konağına İngiliz Bayrağı çekti
Türklük çökünce, devlet çöktü demiştik, çöküş öylesine şiddetli olmuştur ki, Türk ipekçiliğinin dünya çapındaki merkezi olan Bursa?da bile ham ipek imal eden 41 fabrikanın sadece 4?ü Türklerin elinde kaldı, diğer dokuma imalatı da Abalıyan Agop, İspenciyan Artın, Oitdar, Antibi Moiz ve Avram, Cihan Spon, Corci Andon, Kresbi Rabeno Noiz ve diğer gayrimüslimlerin elindedir.
Hiçbir imparatorlukta görülmeyen bu kepazeliğin sebebi Türk?ün kendisi değildir. Bu rezaletin sorumluluğu, dönme-devşirme iktidarında pekişen soysuz Osmanlı egemen sınıfıdır.
1453?den itibaren kutsal Türk Devleti?nin ve büyük Türk Milleti?nin başına tebelleş olan, fakat Türk devleti ile, Türk Milleti ile uzaktan yakınan herhangi bir ilgileri bulunmadığı gibi Türk?ün yüce ideallerini, asil duygularını, heyecan ve hassasiyetlerini, aşkını, kinini, nefretini ve öfkesini anlamak yeteneğinden de esasen yoksun olu bu köle-gulam süsü, devletin bütün makam ve imkanlarını kendi soydaşlarına peşkeş çekmişledir. Türk İmparatorluğunu, Hindistan, Endonezya, Malezya, Cava açıklarından Portekiz sahillerine kadar denizde, Yemen?den Tunus?a, Mısır?dan Macaristan ovalarına, Fas?tan Kaf Dağı?nın ardına ve Kırım?ın ötesine, Ukrayna içlerine kadar koruyan Türk soyunun evlatları, çeşitli mağlup milletlerin döküntüleriyle, esirlerle, kölelerle eşit kabul edilmiştir. DEVAM EDECEĞİZ

Ümit Lütfü Boztepe - Misafir

06 Eylül 2011
Öncelikle cümlenizin geçmiş Ramazan Bayramını kutlar daha nice bayramlara sağlık ve sıhhatle ulaşmanızı temenni ederim,

OSMANLIYI YIKAN EKONOMİK İŞGAL- 4

Fabrikalar Kimin?



Bu fabrikaların çoğu Türklerin elinde değildir. İzmir?de Stefanidis ve Milakopidis, Stimadyodi Kastaki ve Yakavos, Birahyuti, Patrikyos Mahdumu, Tuzcuoğlu Yovanki ,Yorgi, Hacı Vasilu ülkenin en önemli değirmencilerindendir.



Makarna imalatını Arslanyan Ekmek ve Mamülatı şirket-i sanayisi ile Polizo ile Leko, Rake Biraderler, Semoloda ibrişimci ve Şürekası, kazilas İstimatyos, Kiraste çabulu Kimon?ların elindedir. İstanbul?daki 21 un değirmencisinden 17?si Müslüman halkı ekmeksiz bırakmakla tehdit eden Kozmidi Efendi?ye aittir.



Şekercilik, tahin, bisküvi sektöründe Atinopulos, Antonyodis, Antonyas,Jarboni ve Hacı yenaki, Çıknavoryan Mahdumları hakimdir. İstatistik yapılan illerdeki 18 şeker, tahin ve bisküvi imalathanesinin 16?sı azınlıkların elindedir?



Yedi yağ fabrikasının beşi azınlıklarındır. Petodi, Demirciyan, ve Makdumları, Stelyanidi, Şahbaz Agıya Mahdumları, Kadros Foti.



Bütün bunların dışında istatistik çalışması yapılan il ve ilçelerdeki 3 çimento fabrikasından üçü, 13 debagat müessesinin 8?i , 13 marangozluk ve doğramacılık atölyesinin 11?i , 8 ambalaj imalathanesinin 8?i azınlıklar tarafından işletilmektedir. Tabii bu fabrika v e atölyelerin sahipleri de onlardır.



Özetleyegeldiğimiz utanç tablosundan da anlaşıldığı gibi devleti kuran ve devleti uğruna her türlü angaryaya koşulup, gerektiğinde devletine canını feda etmekten çekinmeyen Türk milletinin evlatları, para-kredi merkezlerinden uzak tutulunca devlet çökmüştü.



Çünkü devletten önce Türklük çökmüştü.



Devşirmelerin tercih edilmeleri sebebiyle siyasi hayattan adeta tart edilen Türk çocukları iktisadi ve sosyal hayattan da dışlanınca ortaya böyle bir utanç tablosu çıkmıştır.



Türk?ün esamisinin bile okunmadığı bu tabloyu Ahmet İhsan?ın hatıralarından Türk gençliğinin milli dikkatlerine sunmak istediğimiz birkaç satırla tamamlamak istiyoruz :



?İstanbul Başdeftardarlığında bulunmuş olan büyük babam Muhtar Efendi?den kalma Vaniköyü?ndeki yalımızda ben dünyayı ilk görüp anladığım vakit aile doktorumuzun adı Andonoki, eczacımız Petraki, babamın sararı Artin, bakkalımız Bodosaki, terzimiz Karnik, kuyumcumuz Garpis, berberimiz Yani idi. Yalımızın önünden kayıkla geçen tefeci Mişon, gevrekçi Yanko, yemişçi Vasil bize her gün mal satardı.

İlker Asker - Misafir

01 Eylül 2011
Ramazan bayramının barış huzur ve mutluluk getirmesini ümidi ile herkese hayırlı bayramlar dilerim.

Muhittin Toker - Misafir

01 Eylül 2011
Tüm hemşerilerimizn ve islam aleminin bayramı mubarek olsun

Murat Ateş - Misafir

30 Ağustos 2011
Ramazan bayramımız kutlu ve mubarek olsun.
Tüm islam aleminin ve insanlığın, kurtuluşuna uyanışına vesile olması dileğimle. Selam ve Dua ile

Emrullah Erdem - Misafir

28 Ağustos 2011
köyümüzde o kadar genç olduğu halde siteye kimse rağbet göstermiyor çevre köylere nazaran site bomboş gerçekten üzücü bir durum...
1 2 3 4 5 6 7 8 
Sayfa 1 / 8 1-10 arası / 71 kayıt

Sayfa Üretim süresi :0,0098

Tokat Reşadiye Gürpınar Köyü
Gürpınarlıların Buluşma Noktası http://www.gurpinarkoyu.com

Tam Ekran








Download Silverlight Plug-in